
AĞCAŞAR KÖYÜ TARİHİ :
Ağcaşar kelime anlamı beyaz şehirdir. Bu isim Ağcaşar’ın geçmişindeki coğrafik yapısından dolayı verilen bir isimdir. Ağcaşar geçmişte tamamen ormanlık ve her tarafı yemyeşil olan bir yapıya sahipmiş. Bu yapı içerisinde sadece bu günkü köroğlu dedigimiz dağın zirve kısmındaki kayalık kısmı çıplak ve beyaz olup, sanki yeşil alanın üstüne örtülmüş bir şal görünümü gibi durmaktadır. Bu nedenle oraya ağcaşal ve dağın eteğine kurulan yerleşim birimine de (şimdiki kalenin yeri) yine kayalık bir alan olmasından dolayı Ağçaşar denmiştir.
Ağcaşar Akdeniz ve Doğu Anadolu bölgelerinin kesiştiği noktada, Torosların kuzey eteklerinde yer alan Binboğa dağlarının güneydoğusunda ve Afşin ovasına yakın kesimde yer alan, ilçe merkezi olan Afşin’e 19 km uzaklıkta olup, Afşin-Göksun asfaltına 5 km uzaklıkta 1700-1800 rakımlı yükseklikte yer alan bir yerleşim birimidir.
İklimi yazları serin ve kurak, kışları yağışlı ve soğuktur. Bitki örtüsü yoğun olmamakla birlikte meşe ve ardıç ağacı ile değişik türdeki orman bitkilerine sahiptir. Ağcaşar hem iklim yapısı olarak hem de bitki örtüsü yapısı olarak Akdeniz ve Doğu Anadolu bölgelerinin karışımı bir yapıya sahiptir.
Su kaynakları olarak, küçük çaplı doğal su kaynaklarına sahiptir. Bu kaynaklar doğal yapıları gereği temiz olup herhangi bir işleme tabi tutmaya ihtiyaç duyulmadan, hem içme suyu hem de tarım sulama suyu olarak doğrudan kullanılmaktadırlar. Ağcaşar köyü 3. derece deprem kuşağı bölgesinde yer almaktadır.
Ağcaşar coğrafi yapısı bakımında tarihin ilk yılarından itibaren yerleşime müsait bir yapıdadır. Zira bölge 3. jeolojik dönemde oluşmaya başlamıştır. Bu dönemde Anadolu tropikal bir iklime sahiptir. Afşin ovasında büyük tropikal ormanlar mevcuttur. Daha sonraki doğal oluşumlar sonucu bu ormanlar bölgede bugün mevcut olan linyit rezevlerini oluşturmuştur. Dünyanın ilk oluşumunda, bu günkü ovaların sular altında olduğundan ve yaşam için yüksek ve dağlık alanların daha müsait olması nedeniyle insanların yaşamlarını bu alanlarda sürdürdükleri yapılan arkeolojik kazılarda elde edilen tarihi bulgularda görülmektedir. Bu etkenlerden dolayı Ağcaşar’ın tarihin ilk çağlarından itibaren yerleşim yeri olarak kullanıldığı sanılmaktadır. Ağcaşar ve çevresi bölge olarak ilk önce Hitit devletinin egemenliğine girmiş ve sırayla M.Ö. 750’de Asurlular’ın, M.Ö. 546 tarihinde Persler’in, M.Ö. 333 tarihinde Makedonyalıların daha sonra da Bizanslıların egemenliğine girmiştir. Bu bölgenin Roma-Bizanslılar döneminde en parlak devrini 582-602 döneminde yaşamıştır. Bu dönem en parlak dönem olmasının, Bizans imparatoru Maurice’nin Afşin’de doğması ve yine Aziz Krissostomos’un burada yaşamış olmasından kaynaklandığı sanılmaktadır. Daha sonra Afşin’de yaşanan bir deprem Afşin’in uzun bir süre toparlanamamasına neden olmuştur. 780 tarihinde Afşin ve çevresinin Yakubi meshebine bağlı bir piskoposluğun merkezi olduğu ve halkın büyük bir kısmının ise Süryani olduğunu görülmektedir. Esabukeyf’in olduğu yerde bugün cami olarak kullanılan kısmın bu dönemde kilise olarak yapıldığı ve 13. yüzyılın başlarında Selçuklu sultanı Alattin Keykübat döneminde Maraş valisi Nüsret Üddin Hasan tarafında camiye çevrildiği bilinmektedir.
Bizanslılar döneminde Afşin ve çevresinin canlı bir ticaret merkezi olduğu ve daha büyük bir merkez olan Kayseri bağlantısının Ağcaşar yakınlarında, bugünkü Afşin-Göksün asfaltına yakın bir yerden geçtiği, bu yolun güvenliğini ve denetimini sağlamak için alınan askeri önlemler içerisinde Ağcaşar ve çevresi önemli bir rol üstlenmiştir. Ağcaşar’ın kuzeybatısında yer alan kuş kayası mevkiinde yapılmış olan gözetleme yerleri, Ağcaşar’da kale denilen yerde bulunan ve askeri amaçla kullanılan kale de bu bölgenin askeri bakımdan stratejik bir konuma sahip olduğunu göstermektedir. Bu görüşü Ağcaşar ve çevresindeki tarihi kalıntılara baktığımızda da görebiliriz. Mevkii olarak Kömürcü Pınar mevkiindeki şu anda 18 basamakla inilen ve kalan kısmi çöken ve insanlar tarafında yapılmış olan taş oyma mağara, yine aynı mevkiide bulunan ve bugün oda denilen yer, büyük olasılıkla gözetleme kulesi olarak kullanılan taş oyma yapı, Akpınar’ın hemen doğu yönünde yer alan ören yeri, köyün içinde kale denen mevkiide bulunan su yolu ve kale sur duvarları, Pagalar’da, Kepez mezrasında Veren denilen yerde ve Erikligöz mevkiinde yerleşim yeri kalıntıları tüm tahribata rağmen hala mevcuttur. Bu tarihi kalıntılar ve coğrafi yapı birlikte düşünüldüğünde bölgenin her çağda yerleşim yeri olduğu görülmektedir. Ağcaşar’daki yapılar üzerinde arkeolojik bir çalışma yapılmadığı için hangi dönemde ve kimler tarafından yapılmış olduğu tam olarak bilinmemektedir. Ancak bu tarihi bulguların büyük bir kısmının Bizanslılar dönemine ait olduğu kuvvetle ihtimaldir.
Anadolu’nun bir çok yerinde olduğu gibi bu bölgede de inanç ve düşüncelerinden dolayı baskı ve zülüm gören insanların mağaralara sığınılarak kendilerini korumaya çalıştıkları görülmektedir. Aynı sebeplerden dolayı Ağcaşar’daki mağara ve sığınaklarında bu amaçla kullanılmış olma olasılığı büyüktür. Bölge daha sonra Arap ve Türk akınlarına uğramıştır. Bu akınlarda da büyük tahribata uğramıştır. 1071 tarihinden sonra Alparslan’ın kumandanlarından Afşin Bey yönetimindeki bir ordu tarafından Afşin ovasında Bizanslarla yapılan bir savaşta bölge Selçuklu egemenliğine geçiyor. Selçuklu egemenliğinin zayıfladığı dönemde bölgedeki siyasi istikrar bozulmuş ve bölge 1395’te Dulkadiroğulları Beyliği´nin egemenliğine geçmiştir. 1522 yılında Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlı İmparatorluğu´nun egemenliğine geçmiştir. Osmanlı İmparatorluluğu´nun egemenliğine geçtikten sonra bölgede daha istikrarlı bir dönem başlamıştır. Bölgede yaşayan insanlar tarıma daha elverişli ve ulaşımı kolay yerlere yerleşince Ağcaşar eski önemini kaybetmiş ve sürekli ikamet edilen bir yer olma özeliğini yitirmiştir. Ağcaşar Afşin’de oturan ve maddi durumu iyi olan kişiler tarafında büyük bolümü mera ve az bir kısmı da tarım arazisi olarak kullanılmaya başlanmıştır.
1894 yılında Ağcaşar’da bulunan bu arazi Sivas ve Tunceli’den gelen 5 aile tarafından Afşinli ve Ermeni asıllı olan birinden 40 paraya satın alınıyor ve her hisse 5 para olacak şekilde hisseye ayrılıyor. Ailelere göre bu bölüşüm şu şekilde olmuştur.
5 pay Hüseyin (Dede) Beyazıt ve Balabanlar
5 pay Rıza (Dede) Arslan
5 pay Kazım (Dede) Kutlu
5 pay Memedali( Dede)Büyükgül ve Bektaş’lar
5 pay Zeynel ( Dede )Akgöz
5 pay Kulo Ali Sandal
5 pay Hüseyin ve İsmail özdemirlere
5 pay Ahmet Güler veMehmet Kınalılar
Bu paylaşım o dönemde kişilerin kendi maddi güçleri oranında ödedikleri para karşılığında yapılmış sadece Afşin’de oturan Dorunoğlu isimli bir Ermeni’ye ait olan arazidir. Daha sonra tekrar arazi sahiplerinden arazisini satanlar olmuş ve maddi durumu iyi olanlar satılan bu arazileri satın almışlardır. Örneğin Hüseyin dede Karceli ve Çayıri Osmin’deki arazisini Nişanatlı bir kişiden satın almıştır. Ağcaşar’a gelen bu aileler Ağcaşar’ın bugünkü temelini atan kişilerdir. Bu kişilerin içinde dört aile Sivas’ta diğer bir aile de Tunceli’nin Pertek ilçesi Dere nahiyesine bağlı Karaveliler mezrasından gelmişlerdir. Sivas’tan gelen ailelerden üç aile Şadili bir aile ise Pilvenk aşiretindendir. Tunceli’den gelen aile ise yine Pilvenk aşiretinin Helifan boyundandır. Bu dört ailenin ortak yanları dini inançlarıdır. Dört aile de alevi inancındandır. Kendi iddiaları Türkmen alevi geleneğinden geldikleri ve Halaç ı Mansur Nesimi ekolünden oldukları ve enel hak felsefesi doğrultusunda yaşadıkları ve misyonlarının bu kültür ve düşünceyi yaşatmak olduğunudur. Daha sonraki tarihlerde yine Tunceli, Erzincan ve Malatya’dan gelen aileler olmuştur. Ancak bunlar daha sonra kurulan Kepez İğdemlik ve Gözpınar mezralarına yerleşmişlerdir. Ağcaşar köyü ailelerin ilk geldikleri tarihte yani 1894’te Elbistan ilçesinin Afşin nahiyesine bağlı Nişanat (Başüstü) köyü sınırları içindedir. Ağcaşar ve üç mezranın tamamı ya şahıslardan ya da hazineden satın alınarak mülkiyet sahibi olunmuş insanların kurduğu ve 1913´te ikinci meşrutiyetin ilanından sonra çıkarılan İdarey- i Umumiy- i Vilayet kanunu ile kurulmuş idari yapı olarak köy statüsüne kavuşmuştur. Bu statü değişikliği Ağçaşar’ı Elbistan Afşin idari yönetiminden ayırıp Göksün ilçesi Çardak nahiyesine bağlar. Köyün ilk muhtarı Hüseyin Dededir. Ağcaşar büyümeye, çoğalmaya başlar. Dışarıdan aldığı göç ve yüksek doğurganlık oranıyla kısa bir sure sonra üç mezra bir de merkez olmak üzere Ağcaşar belki de tarihinin en yoğun nüfusunu barındırmaktadır. 02.08.1944 Tarih ve 4642 Sayılı Kanun ile Afşin ilçe olunca Ağcaşar köyü tekrar Afşin’e bağlanır. 1950’den sonra Gözpınar mezrası Ağcaşar’dan ayrılarak yeni bir köy olarak Afşin’e bağlanır.
Ağcaşar’da ekonomik yapı içerisinde hayvancılık tarıma elverişli arazinin az olması nedeniyle ilk çağlardan itibaren ağırlıklıdır. Ağcaşar’da tarımsal ve hayvansal ürünlerin üretimi pazarlamaya yönelik değil, genelde ihtiyaçlara yönelik olarak yapılmaktadır. Bu durum Ağcaşar insanında gelenek haline gelmiştir. Bu nedenle Ağcaşar insanında ticaret kültür gelişmemiş ve dışarıya açılmasına engel olmuştur. Gerek zamanla oluşan ekonomik sıkıntıları aşmak ve gerekse dışa açılamamazlığı yenmek amacıyla Ağcaşar dışına gidenler gittikleri yerde emek ağırlıklı işler yapmışlardır. İlk gittikleri bölge Çukurova´dır. Burda ya tarım işçisi ya da fabrikalarda vasıfsız olarak çalışmışlardır. Gittikleri yerde kendi kültür ve inançlarına ters düşen bir işin içinde olmamışlar ve Ağcaşarlı olmanın özelliklerini gittikleri yerlerde gururla taşımışlardır. Ağcaşarlı, bu göçlerin tüm göçlerinde, atalarının göç kültürünün izlerini görürüz. Tüm göçlerinin ortak özelliği göçerlerin yardımlaşma ve birlik olma özelliğine sahip olmalarıdır. Bu bir göçer kültürü olup bunu bu güne kadar hiç unutmamışlardır. Horasana göçmüşler, Dersim’e göçmüşler, Maraş’a göçmüşler, yaylaya göçmüşler, köye göçmüşler, Ankara’ya, İstanbul’a Avrupa’ya göçmüşler. Ancak her yerde kendilerini yaşamışlar. Yani göçerliği bir özgürlük sembolü olarak görmüşler ve hep özgür olmuşlardır.
950´den sonra Türkiye´de olduğu gibi Ağcaşar’da da hem sosyal hem de siyasal alanda değişiklikler başlar. Bu da köyden şehire göçü tetikler. Bu göçle birlikte feodal yapı yavaş yavaş etkisini kaybetme sürecine girer. Tabi ki bu süreç kaçınılmaz bir sosyal olgudur. 1960’lı yıllardan sonra göç ağırlıklı olarak yurt dışına yönelmiş ve hala da devam etmektedir
2000 tarihinde yapılan genel nüfus sayımında Ağcaşar’da 83 hane ve 133 kişi vardır. Buna Ağcaşar’ın mezraları da dahildir.



Soldan Sağa, Ayaktakiler: Hüseyin Altun, Hasan Yazıcı, İbrahim Kutlu, Fermani Altun, Mehmet Ali Üstün, Ali Büyükgül, Veli Arslan, Ali Rıza Kutlu, Mehmet Ali Akgöz, Hıdır Bozkurt, Ali Büyükgül, Lütfü Balaban
Oturanlar: Kazım Kutlu, Mustafa Büyükgül, Mustafa Kutlu, (?), İmam Altun, Hüseyin Güler
(Kaynak: Ağcaşarlılar Dayanışma ve Kültür Derneği)
Aşağıdaki yazı "Ağcaşarlılar Dayanışma ve Kültür Derneği"nin 2003 yılı sayı 2 dergisinden alınmıştır.
Ağcaşar Köyünün Tarihi Hakkında Bilgiler:

Ağcaşar Köyü, kuruluşu hakkında bilgi ve resimleri bu bölümde toplamak istedik. Yazılı bir kaynak bulamadık. Sözlü anlatımlarla bu geçmişi aydınlatmaya çalışacağız. Üzüntü duyduğumuz taraflardan biri şimdiye kadar kimse tarafından yazılı bir mirasın bırakılmamış olması. Oysa ki Alevi kültürüne mensup insanların okur yazarlığa büyük önem vermesi bizi sevindiren taraftı.
Burada verilen bilgiler Elif Nenenin anlatımları, Süleyman Yeşil tarafından bize aktarılan kısmıdır. Eksikleri mutlaka tamamlamak, yanlışları da düzeltmek istiyoruz. Bu konuda bize yazmak isteyen Ağcaşarlıların belgelemek, anlatımlarını kitap haline getirmek istiyoruz. İlginizi bekliyoruz.
Ağcaşar´a ilk gelip orayı satın alanlar, Dersim ve civarından göç etmiş kişilerdir. Örneğin, Seyithan Dede Pertek´in Dere Nahiyesi Ak Mezradan gelmiştir. Elif Nene 1880 doğumlu ve Hozat Kütüğüne kayıtlıdır. Ağcaşar´a 7 yaşında geldiğini söylermiş. Bunu Dersim´de Hüseyin Ok amca araştırmış.
Geliş tarihleri anlatımlardan anlaşıldığına göre 1885-1887 yılları arasındadır. Çünkü 1890 yılının kıtlık zamanında Ağcaşar´daymışlar. Bu iyi hatırlanan bir zamanmış. Bu zamana ait iki aç mezarı varmış. Bunlardan birisi, İdemlik´in tepesinde, diğeri ise Abazalıların bağlarının üstündeki dölek yerde "Mezara Pire" dedikleri iki mezarın varlığından bahsederler.

Dersimde ayrılan kişiler Mulla Veli´nin evlatlarından, Rıza Dede, Hüseyin Dede, Ape Aga, Ape Kazım, Ape Zynel. Anlatımlara bakılırsa, kış günü Dersim´den ayrılmışlar. Sivas üzerinden kendilerine yurt aramaya çıkmışlar. Ağcaşar´ın satılık olduğunu nasıl öğrendikleri biraz belirsiz. Emirli sekisini Emirlilerin mülkiyetinde ve Emirlilerden satın almışlar. Ağcaşar´ın merkez köyü Ermenilere ait olduğu ve onlardan satın alındığı anlaşılmaktadır. Hüseyin ve Rıza Dedeler yeri beğeniyorlar. Kış günü olduğu için verimli olup olmadığını bilemiyorlar. Paralarını Dallıkavak´ta oturan tanıdıkları ve güvendikleri Reco emmiye (İmam ve Salman emminin babaları) teslim ediyorlar. Baharda ya da yaz döneminde ekili olan buğdayın verimli olup olmadığını Reco Emmi bakıyor. Ve verimli bulup satın alıyor. Satan kişi Emirli Dorun oğluymuş.

Geliş sebepleri pek açık olmasa da anlatımlarda çoğaldıkları, yurtlarına sığmadıkları ve geçim sıkıntısının var olduğu anlaşılıyor. Anlatımlarda çok bahsedilen bir tüfek meselesi var. Bu konuda net bir bilgi sahibi değiliz. Bunun üzerine babaları artık buralardan gitmeleri gerektiğini söyleyip nasihat vererek gönderiyor.
Ağcaşar´a yerleşen ilk kişiler Rıza Dede ve Hüseyin Dede. Bunlar kardeşler, bazılarına göre kardeş çocukları. Daha sonraları Hüseyin Dede olukluyu satın alıyor.
Seyithan Dede ile Hüseyin Dede, Rıza ve Hüseyin Dedenin geri dönüşlerini beklemeden yola çıkıyorlar. Kanatimizce Malatya üzerinden Çukurova´ya yöneliyorlar. Hamuk ovasına geliyorlar. Bu ova Maraş-Pazarcık´ta mıdır yoksa Hatay´da mıdır bu konuda net bir bilgi yok. Bizler için bir araştırma konusu. Anlatımlardan anlaşıldığına göre Pazarcık civarı olmalı. Hatay´dan sonra Pazarcık´a mı geliyorlar bunu söylemek bizim için zor.
Hüseyin - Rıza Dede ile Seyithan - Hüseyin Dede amca çocuklarıdır veya amca torunlarıdır.
Hüseyin - Rıza Dede: O zamanlar dedelik yaparak çok bölgeyi dolaşan Ağuçan ocağına bağlı, Tekepınarlı Seyit Hüseyin´e Dersim´den ayrılan amca çocukları Seyithan ve Hüseyin Dedeyi tarif ediyor, hakkında bilgi veriyorlar. Seyithan Dedenin anlına yakın yerinde saçlarının bir kısmı beyazmış ve Hüseyin Dededen büyük ve daha iki yapılıymış. Seyit Hüseyin yanılmıyorsak Seyithan ve Hüseyin Dedeye Pazarcık ovasında rastlıyor. Bunlara Hüseyin ve Rıza Dededen bahsediyor. Tekrar Ağcaşar´a uğradığında Seyithan Dedenin yerini Rıza ve Hüseyin Dedeye bildiriyor. Bunlar Seyithan Dedeyi alıp Ağcaşar´a getiriyorlar. Seyithan Dede ilk Ağcaşar´a yerleşiyor.
Seyithan Dede Kızılcıklardan Zeviyeberderi dedikleri tarlaları satın alıyor. Bir süre burayı ekip biçtikten sonra Ağcaşar´dan ayrılıp muhtar Hasan Dedenin evinin önündeki ağılı yapıp yerleşmek istiyor. Kızılcıklılar buna razı olmuyorlar ve yıkmak istiyorlar. Toplanıp Seyithan Dedenin evine geliyorlar (Adı geçen Kızılcıklılar Keş Osman Kürtuşağı, Beşir Yusuf, Kır Osman, Çolak Ali). Seyithan Dede bunları eve davet eve davet edip yemek yediriyor. Perihan Nenenin ekşili ekmeğini çok beğeniyorlar ve bunların evini yıkmıyorlar. Ava çıktıklarında ya da gelip geçerken burda ekşili ekmek yeriz deyip ayrılıyorlar. Eskiler tuz ekmeğe büyük kıymet veriyorlarmış.
Aradan ne kadar zaman geçtiğini tam olarak bilemiyoruz ama Hıdır emmigillerin hanesi Kızılcık´tan geliyor. Çok keçileri varmış. Aslen Pertekliler. İbiş Hasan emminin hanesi Çerkez köylerinden Kargabük´te, aslen Erzincanlılar ve Selemaniyan aşiretindenler. Salman emminin hanesi Dallıkavak´tan geliyor. Keskehuraniyan aşiretinden. Ape İbramo Şadili ocağına bağlı ve Erzincan yöresinden gelmişler. Kızılcıklılardan tarla alıp Kepez mezrasına yerleşiyorlar. Böylece Kepez´in bugüne kadar gelen temel haneleri yurt alıp yerleşmiş oluyrorlar.
Muhtarlık bakımından merkez Ağcaşar köyü ve mezraları, Gözpınar, Kepez ve İdemlik. Gözpınar daha sonraları 1945 yıllarında ayrılıyor.
Dedelerimizin tarımla uğraştıkları, inek ve keçi besledikleri biliniyor. Keçilerin yoğun bulunduğu zamanlarda Ağcaşar´da en çok keçi sahibi Memedi Hamli (Kahya). Doğal tabiat bakımından Kepez ve Ağcaşar eskiden daha çok ormanlık bir bölgeymiş (ardıç ve çam). Koyunun varlığı ve yaylalara çıkmak daha sonradan gelişiyor. Koyunlarını Sivas bölgesinde satın almışlar.
İnanç bakımından Alevi´dirler. Bu konu tartışmasızdır. Herkes tarafından kabul edilmektedir. Irk bakımından hangi ırka mensup olduğu konusunda farklı düşünen insanlarımız vardır. Kürtçe konuştukları ve Zazaki lehçesini de bildikleri kesindir. Aslen Dersim´e Horasan denilen İran´ın kuzey bölgesinden geldiklerini söylemektedirler. Türk veya Kürt oldukları kültür ve inanç yaşam tarzı bakımından iyi analiz edilmelidir.
Ağcaşar´da kazılan ilk mezar Seyithan Dedenin mezarı (Haseni Karten Babası) Kepez´de Seyithan Dede.
Burda yeri gelmişken secere meselesinden de bahsetmek istiyoruz. Kaynak olarak Süleyman Büyükgül´ü gösterebiliriz. Anlatımlara göre eski yazıyla yazılmış büyük olasılıkla Osmanlıca olmalı. Hicri 1286 yılında yazılmış. Secere uzun bir dua faslıyla başlıyor. Şıh Delil Belican adında başlayarak Mulla Veli adıyla son bulan bir soy ağacına benziyor. Yazan kişiler Ali Şahın yanında, Cengiz Şahın elametiyle verilmiş bir seceredir. Afganistanın Beli kentinden veya civarından gelmiş (Büyük ihtimalle İran´ın kuzey doğusunda Horasan denilen bölgede bir süre kalmış olmalı.). Musul Kerkük´te Halifan olarak isimlendirilen bölgeye yerleşmiş, daha sonraları
Dersim´e gelmiş.

Beli veya Beistan: Afganistan´ın güneyi Pakistan sınırına yakın Begistan çölünden adını alıyor. Kuzeyi dağlık ve sulak, güneyi kurak bir bölge.
Horasan: Hazar denizinin güneyi, İran sınırları içerisinde İran´ın kuzeydoğusunda ipek yolu üzerinde geniş bir bölge.
Şıh Delil: Berhican ismindeki seyitler Pilvenk aşireti tarafına çok hürmet gösterirler. Hurafelerine göre bu Şıh´ın pişmiş bir kuzuyu diriltmek suretiyle keramet göstermiş olduğuna itikat ederek hürmet göstererek mensuplarına hediye verirler. Tarikat merasimiyle alakadar değiller. Vaaz ve nasihattan başka bir vazifeleri yoktur.